Bulutlara Doğru!

Bulutlara Doğru!

Milliyetemlak.com Saha Satış Müdürü Kıvanç Yılmaz sizin için yazıyor:

Dere sarı renkte akıyordu sakince. Kendi elleriyle yaptığı oltanın ucundaki iğneye, topladığı solucanlardan birini taktı. Sarı nehre oltasını yavaşça saldı.

Herhangi bir şey tutabileceğini sanmıyordu ki, oltası hemen sola doğru sertçe çekmeye başladı. “Baba!” diye seslendi ama karanfil serasındaki babasına sesini duyuramadı. Topladığı salyangozlarla birkaç dakika önce babasının yanına giden kardeşi de ortalıkta görünmüyordu, her şey kısacık bir zamanda olmuştu ve şimdi kimse tuttuğu bu balığı, dereden çıkaracağı o ana şahit olamayacaktı.

Oltayı çekti. Biraz çamurlu, orta halli üzgün akasya dalı iğnenin ucunda sallanıyordu. Darağacındaki minik bir adam gibi. O da üzüldü ama yine de bir şey tutmuştu, bir üzgün akasya dalı! Ve solucan da kaçmayı başarmıştı, sevinilecek bir şeydi bu az da olsa.

Tekrar solucanı iğneye taktı ve el yapımı, Kavak ağacından oltasını dereye salmadan önce ayağa kalktı. Yan yana üç sera vardı, karanfiller ve güllerle dolu seralar ve ardından kum tepeleri ve bodur bitkiler. Arkasın dönüp baktı, belki de babası ve kardeşiyle birlikte annesi geliyorlardı ama çok ilerideki otoyoldan bahçenin karnına saplanırcasına uzanan toprak yol bomboştu. Sadece hafif rüzgârla canlanan toz dansçıları ve sınırsız mavi gökyüzü.

Başını olabildiğince kaldırıp, henüz yükselmeye başlayan güneşe kırpmadan gözlerini bakmaya çalıştı.

Birden, kulaklarında korkunç patlayıcı bir ses ve vücudunda o sesin ardından rüzgârla birlikte gelen sarsıntıyla gözlerini sımsıkı yumdu ve geri açtı.

330 Milyon dolarlık, kanatlı bir kuştu bu! Boeing 777! Saniyeler içinde Türkiye’nin ikinci havaalanı Sabiha Gökçen’e inmişti.

Silkelendi, çocukluk anılarında kurtulup zamanına döndü. Kurtköy, Sabiha Gökçen Havaalanı işte böyle bir yerdi 35 yıl önce!

Kimseler; yeşillikler, temiz hava, çetin geçen kış mevsimleri ve güzel baharlarda piknik yapmak, çiçek ya da sebze tarlası işletmek dışında pek bir şey hayal etmezdi buralar için.

Ailecek karanfil toplamak ya da gülleri, çiçek mezatına göndermek için demetlerken ya da kahkahalı hafta sonu pikniklerinde dahi hiçbiri, en hayalperest kendi bile çiçek bahçelerinin bir gün havaalanı olacağını bilemezdi.

Etraftaki tüm o yeşilliğin ve onlarca, gül, menekşe ve karanfil bahçelerinin yerini kocaman lüks sitelerin, binlerce konutlu uzun binaların, Avmlerin, kafelerin ve bir havaalanının alacağını söyleseler, elbette inanmazlardı.

Gözlerini açıp, tekrar etrafına baktığında, iç hatlar terminalinde, bavuluna tutunmuş, inip, kalkan uçakları net bir şekilde görebildi. 8 yaşının Kurtköy’ünde, balık tuttuğu derenin ve sınırsızca koşabildiği çimenlerin tam olarak nereye denk gelebileceğini kestirmeye çalıştı. Acaba bu kontrol kulesi, bahçenin karnına saplanırcasına uzanan, o ilk defa araba kullandığı, toz dansçıların sahnesi toprak yolun, tam da sonuna mı denk geliyordu?

Peki, bu yüksek binalar, çiçek seralarından hangisinin mezar taşıydı?

Çocuk, bu yeni şehre tekrar baktı. Balık tutmaya çalıştığı derenin hemen kenarından havalanan uçağın küçük penceresinden, bir başka şehre doğru uçarken.

Uçak yükseliyordu uçsuz bucaksız mavi gökyüzüne; küçülen insanlara, arabalara, evlere ve çocukluğuna dalmış bakarken, bulutlar bu yeni şehrin üzerini yorgan gibi örtüverdi.

Her şey, güzel bir anı olmak için yeniden, bambaşka yaşanacaktı.

35 yıl sonrasını hayal etmeye çalıştı bu yeni şehrin. Bulutlar izin vermiyordu.

Kıvanç K. Yılmaz

Kıvanç Yılmaz

Kıvanç Yılmaz

Cogito ergo absurdum es!
Kıvanç Yılmaz

Kıvanç Yılmaz son yazılar (Tümünü görüntüle)

BENZER YAZILAR
kategorisinde yayınlandı